Yüreğimden Satırlara
elacan
güzin abla:)
elacan tarafından yayınlananlar
cep telefonunuzun kalitesini öğrenin !
19 Tem
Cep telefonunuzun hangi fabrikada üretildiğini ve kalitesini, sağlığınızı olumsuz etkileyip etkilemediğini öğrenmek istiyorsanız; *#06# yazınız. Anında telefonunuzun seri numarası ekranınızda belirecektir.
Bu 15 haneli bir sayıdır. Yedinci ve sekizinci rakamlara bakınız.
Phone serial no. xxxxxx??xxxxxxx
Eğer “yedinci ve sekizinci” rakamlar 13 ise cep telefonunuz Azerbaycan ‘da bir fabrikada üretilmiştir. Verdiğiniz paraya yazık olmuş. (Aşırı kötü ve ayrıca sağlığınıza çok zararlı)
Eğer “yedinci ve sekizinci” rakamlar 02 veya 20 ise, sizin cep telefonunuz Birleşik Arap Emirliği’nde bir fabrikada üretilmiş.(Çok kötü)
Eğer “yedinci ve sekizinci” rakamlar 08 veya 80 ise, telefonunuz Almanya’da bir fabrikada üretildi (iyi)
Eğer “yedinci ve sekizinci” rakamlar 01 veya 10 ise, sizin cep telefonunuz Finlandiya’da bir fabrikada üretilmiş (Çok iyi )
Şayet “yedici ve sekizinci” rakamlar 00 ise, sizin cep telefonunuz Orijinal fabrikasında üretilmiştir. Harika. (Tercih edilen)
kaybedilenler…
18 Tem
Birgün insan virgülü kaybetti;ozaman zor cümlelerden korkar oldu ve
basit ifadeler kullanmaya başladı.Cümleleri basitleşince ,düşünceleride basitleşti,Bir başka gün ise,nida^ işaretini kaybetti.Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı.Artık ne birşeye kızıyor ne de bir şeye seviniyordu,üstelik hiçbirşey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.
Bir süre sonra soru işaretini kaybetti,ve soru soramaz oldu,hiçbir şey ama hiçbirşey onu ilgilendirmiyordu….Ne kainat,ne dünya,ne de kendisi umrundaydı.Bir kaç sene sonra iki nokta üstüste işaretini kaybetti ve davranış sebeplerini,başkalarına açıklamaktan vazgeçti.
Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işaretleri kalmıştı.Kendine has tek düşüncesi yoktu,yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.
Son noktaya geldiğinde ise,düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi.
yaşamınızda ve zihninizde bol işaretli günler dilerim
dost…
14 Tem
Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla…
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
”Günün aydın, akşamın iyi olsun” diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ”Çaya kaç şeker alırsın?”
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra…
Can YÜCEL
örnek bir hikaye…
14 Tem
Genç Adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış… Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini…
Mevsim kış, hava ayaz olsada genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı Adam,
“Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer” diye söylenmiş.
More >
Seni Seviyorum…
14 Haz
Sana uzak kentlerden birinde
Zamanın bir yerinde
Seni ve senle günleri anımsattı
Akşam güneşi
Onca zamanın üstünde
Eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri
Seni seviyordum
Ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan
Kulağının arkasına düşüşü ve burnun
Herkesten başkaydı işte
Güldüğün zaman yukarıya bakardın
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı
Ne güzeldiler
Sen bilmiyordun ben seni seviyordum
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu çoğalarak
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum her şeyi
Her şeyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun
Birlikte soluğumuz sokak isimleri oluyordun
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk…
Dönemeçler geçiyor köprüler
Göze alıyor
Ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk…
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı
Bütün karanfiller
Ben seni seviyordum
Sen bilmiyordun sevinçlerim oluyordun ara sıra
Sen hiç bilmiyordun
Sonra her hangi biri oldun
Bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı serin haziran akşamları
Derken bir gün uzaktan gördüm seni
Saçların bana inat
Başın her şeye meydan okuyarak
İşte yine aynı
Kalbimi acıttın
Her zamanki gibi
Değiştik sanıyordum
Ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri
Kim bilir
Ya da boş ver bilme en iyisi
İCLAL AYDIN
Münevver’in sır cinayeti
13 Haz
Hepimizin haberlerden takip ettiği gibi Münevver Karabulut cinayetinin üstünden 102 gün geçti…ilk zamanlar buda güzel Türkiyemin kötü katliam haberlerinden biridir dedim ve olayın üstünde durmadım..Ama ne yazıkki bu vahim olay katliam denecek kadar basit bir durum değilmiş..
Liseye giden 17 yaşında güzel mi güzel bir kız ve sevdiğine güvenen tertemiz bir kalp.Kim güvenmezki sevdiğine…
Ama ortada aklımı kurcalayan bir çok soru var.17 yaşında bir kız gece vakitlerinde nasıl dışarda dolaşabiliyor..temiz bir aile kızıysa eğer..sevgilisinin evine nasıl elini kolunu sallayıp girebiliyor.yada aslında bu saçma bi düşünce olabilir.sonuçta bi çok sevgili birbirinin evine girip çıkar.ama işte keşke münevver o eve girmeseydi…
nerden bilebilirdiki kesik bir başla o evden ölü vaziyette çıkacağını.hemde sevgilisinin sevgi dolu ellerinde (!) bir çantada parçalanmış olarak…
Ve Cem Garipoğlu denen şahsiyetsiz insan..yediği haltı bu hunharca işlediği katliamı hiçe sayarak elini kolunu sallaya sallaya gezip dolaşan cani… olayın üstünden 102 gün geçti ve hala nasıl olduda bulunamadı aklım almıyo. bizim polisimiz değilmi ergenekon diye tuttturduğu bi dava için sabahın 6 sında bilgin insanların kapısına dayanan?
münevverin suçu neydi peki? neden cem hala bulunamıyor?
ben eminimki Cem Garipoğlu ergenekondan aransaydı ilk gün bulunurdu!
biliyorum konu dışına taştım ama ülkemdeki adaletsizliği karmaşık hukuk düzenini anlamakta zorlanıyorum.
Münevverin tek suçu sevmek ve güvenmekken hala birilerinin dayılık yapıp bir katili koruduklarını aklım almıyor…
insanlarımız artık kimseye güvenemiycekmi? nasıl bir dünyada yaşıyoruz… birbirini öldüren anneler çocuklar..töre cinayeti işleyen babalar abiler..birbirini kesip doğarayan sevgililer…ne diyim Allah sonumuzu hayır getirsin…
Birinin kadını olmak istiyorum…
19 Şub
Birinin kadını olmak istiyorum..
Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak, konuşulmamak, bakılmamak hatta!
Biraz korunmak, biraz şımarmak…
Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bi yerlerde çay içmek, Pazar sabahı kahvaltısı etmek uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!
Neden mi?
Herkesin eli tutulmaz,
herkesle film seyredilmez,
herkesle çekirdek çitlenmez,
herkesin kadını olunmaz da o yüzden!
İçinden gelmeli…
Hücrelerine kadar hissetmeli, dna”larına kadar bilmeli insan!
Düşünerek emin olunmaz, bir anda ya olunur ya olunmaz.
Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa, kafa da hiç karışmaz ya, olsun!
Oysa bazen tek bir söze ya da bir bakışa yıkılır bütün duvarlar…
Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara!
Sabahları uyandığımda “günaydın sevgilim” mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum!
Çalışırken, düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara… Gülümsediğim için daha çok çalışmak…
Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi…
Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum!
O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun!
Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum “neredesin” diye, “Hımm kim aradı bakayım” diye! Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun!
“Biliyor musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bir yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur.
Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bir de sonunda…
Şimdi ben istesem İstiklal caddesinde birinin elini tutup gezemem mi?
İstesem benimle birlikte çekirdek çitleyip aynı anda film seyretmeyi de başarabilecek birini bulamam mı bi arasam?
Şimdi ben yalnız olmak istemesem, yalnız olur ve bunları da yazıyor olurmuydum?
Hiç sanmam!
Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var!
Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte.
Ben yapmam!
Bunu zaten bilirsin.
Kimin elini tutacağını yani.
Deneyerek bulmazsın.
Sadece bilirsin.
Bilmek!
Açıklaması yok.
Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim!
Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım!
Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim.
Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz!
Birinin kadını olmak istiyor canım; biraz korunmak, biraz şımarmak…
Çekirdek mutlaka olsun!
alıntı…
bir sitede gördüm bu yazıyı okadar hoşuma gittiki siz bayan arkadaşlarlada paylaşmak istedim:) varmı aranızda böyle deli gibi tutkuyla seven ve sevilen… evet ben seviyorum hemde çok
![]()
flaş! işte dünyanın ve diğer gezegenlerin sesi!
15 Şub
Bilim adamları dünyanın ve diğer gezegenlerin dönerken çıkardığı sesleri kaydetti.
NASA bilim adamları keşifte engel tanımıyor.Bunu son buluşlarında bir kez daha kanıtladılar.
Bilim adamlarının yeni kaydettiği bu kayıtta; gökyüzünün farklı katmanlarında Dünyanın ve diğer gezegenlerin çıkardığı seslerin yanında,Dünyadan gönderilen ve uzaylılar için gönderildiği tahmin edilen radyo sinyalleride yer alıyor.
Dünyanın ve diğer gezegenlerin sesini duymak için cisimlerin üstüne mousela tıklamak yeterli.
Çok şaşıracağınız bu sesler için tıklayın!
son mektup…
12 Şub
Derler ki her aşkın gökyüzünde bir meleği varmış,
Bir aşk bitince o melek ağlarmış,
Ve bir yıldız kendini vurup sonsuzluğa kayarmış
Kaldır başını bak gökyüzüne şimdi bütün melekler yasta
Ve bütün yıldızlar sana gitme diye yalvarmakta
Sense,sense içi boş kupkuru bir inatta
Bense hala resmini çiziyorum,sana bu son mektupta
Oysa oysa aylar var umutlarım komada
Hayallerim bitkisel hayatta ve şu zavallı yüreğim acele
Rh(+) bir aşk aramakta,anlayacağın;
Seninle tarihi geçmiş bir aşk yaşadık ikimiz
Eskimiş düşlerin eskiciye yaraşır artık
İple çektiğim temmuzları da sana bıraktım
İstresen,istersen gözyaşlarımı da bir madalya gibi diz göğsüne giderken
Çünkü kapattım artık aşkın bütün sayfalarını ve
Son postayı koydu sabrım yalnızlığıma ve
Son resti çekti gözlerim dönüşü olmayan yollarına
Ama,ama yine de sen üzülme
Sözüm var kendime,bu aşkı sensiz de yaşatacağım
Olur da hani olur da birgün zamansız kapanırsa gözlerim
Sakın şaşırma sana anlatamadığım bu aşkı,orada meleklere anlatacağım
İşte o gün iki damla yaş düşecek gözlerinden
Biliyorum
Dedim ya bu sonuncu mektubum
Artık fark etmiyor hiç bir şey benim için
Göründü artık ikimize de ayrılığın ucu
Sen yepyeni aşklara yolcusun artık
Bense eski yalnızlığıma yolcu
Allah’a ısmarladık…
alıntıdır
biraz tebessüm :)
11 Şub
Suratınızı asmış evde,iş yerinde yada işte hernerde oturuyorsanız
sizi birazda olsun gülümsetebilecek görüntüler bunlar.. Umarım zevkle izler ve gülersiniz
Son Yorumlar