Yüreğimden Satırlara
Tarihten
Tarihteki En Büyük Ekonomik Kriz Büyük Buhran Nedir?
8 Nis

Talihsiz bir şekilde Cumhuriyetimizin ilk yıllarına denk gelen Büyük ekonomik Buhran şüphesiz milletimize büyük zorluklar yaşatmıştır. Peki nedir bu Büyük Buhran;
Milyonlarca insanın işsiz kaldığı bir trajedi haline gelen Büyük Buhran, hükümetin genel olarak ekonomi ve topluma karışmaya başladığı dönemdir.
Büyük Buhran’ın başlangıcı “Kara Salı” olarak anılan 29 Ekim 1929 olarak kabul edilir. Bu, Amerikan borsasının dramatik bir şekilde %12,8 oranında düştüğü gündür. Dow Jones Endüstriyel Ortalaması, Temmuz 1932′de dibe vurarak değerinin nerdeyse %89′unu kaybetmiştir.
1930′lar boyunca tüketici harcamaları sürekli azaldığı için işverenler sürekli daha fazla eleman çıkardılar. Bu da sonuç olarak işsizliğin ciddi boyutlara ulaşmasına sebep oldu.
Diğer ülkelerin de bu krizden etkilenerek korumacı bir politikaya yönelmesi yani ithalat-ihracat oranlarının düşüp ülkelerin kendi içlerine dönmesi sonucu kriz, küresel bir boyut kazandı.
Franklin Roosevelt ve İktisadi Yasaları
Büyük Buhran döneminde Herbert Hoover Amerikan Başkanı idi. Ekonomiyi canlandırabilecek reformları hayata geçirmeye çalıştı ancak bunların nerdeyse hiç etkisi olmadı.
1933 yılında, Amerika’daki işsizlik oranı sarsıcı bir şekilde %25′e ulaşmıştı.
Bunun üzerine, 4 Mart 1933′te Franklin Roosevelt başkanlık koltuğuna oturdu ve hemen “New Deal” adını verdiği iktisadi yasalarını yayınladı.
Bunlar ekonominin toparlanmasını öngören kısa dönem programlardı. Bu yasalar sadece ekonominin iyileştirilmesi ve iş destek programlarını kapsamıyordu. Aynı zamanda altın standardı ve yasakların sonunu getiriyordu.
Bunları ikinci “New Deal” yasaları izledi. Yeni kanunlar ayrıca Sosyal Güvenlik Sistemi ya da Federal Yatırım Sigorta Kurumu gibi çok daha büyük kurumlara destek içeren uzun döneme yayılan programları kapsıyordu.
Ancak bütün bunlara rağmen bu yıllarda da işsizlik artmaya devam etti. Roosevelt’in yasalarının ne kadar etkili olduğu konusunda tartışmalar bugün bile hala sürüyor.
Bazıları bu yasaları işyerleri ve işverenlere karşı çok muhalif ve saldırgan olmakla suçlarken, bazıları Büyük Buhran’ın önüne geçemese de, en azından ekonomiyi düzene soktuğu ve çok daha büyük bir çöküşü engellediğini savunuyor.
Kibriti İlk Kim Bulmuştur?
18 Mar
1680’ de Robert Boyle, kükürtlü kibrit aracılığıyla ateşi elde etmeyi becerdi. Keşfedilmesinin üzerinden binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen ateş pratik halde elde edilemiyordu. Önceleri bir çelik, bir metal parçasına sürtülüyor ve ateş elde ediliyordu. Boyle’ nin kibriti, zımpara kağıdına sürtülmek suretiyle ateş alıyordu.
1827′de John Walker adlı bir İngiliz kimyacı, bir tahta çubuğun ucunu çeşitli kimyasallarla kaplayıp kuruttuktan sonra, çubuğun herhangi bir yüzeye sürtülmesiyle ateşin ortaya çıktığı keşfetti. Walker’ın kullandığı kimyasallar da antimon sülfür, potasyum klorat, zamk (gum) ve nişastaydı. İcadı da Türkçeye sürtünme kibriti olarak çevireceğimiz (friction matches) kibrit çeşidiydi.
1831 yılında kullanılışı basit ilk kibrit ise 19 yaşındaki genç bir Fransız öğrenci olan Charles Sauria tarafından beyaz fosfor kullanılarak yapılmıştır. Kokusuz kibrit olmasına rağmen beyaz fosforun zehirli olmasından dolayı pek tutulmamıştır.
1855′de İsveçli Johan Edvard Lundstrom ilk güvenlik kibritinin patentini almayı başarmıştır. Yaptığı kibrit ise bir kutunun dış yüzeyine kırmızı fosfor sürüp kalan kimyasal maddeleri ise kibrit çöpünün uç kısmına yerleştirilmesi sonucu meydana geliyor. Beyaz fosforun zehirinden ve sürtünme kibritlerinde görünen şiddetli alev alma sorunlarını gidermiştir.
1889′da Joshua Pusey, ilk kibrit kutusunu icat edip patentini almış, 1896′da patentini Diamond Match Company’ye 4000 dolar ve bir iş karşılığında satmıştır.
Hocalı Katliamı
10 Mar
Hocalı Katliamı (Azerice: Xocalı soyqırımı) – Karabağ Savaşı sırasında 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan Azeri sivillerin Ermeniler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır.
“Memorial” İnsan Hakları Savunma Merkezi, İnsan Hakları İzleme Örgütü, The New York Times gazetesi ve Time dergisine göre katliam, Ermenistan’ın ve 366. Motorize Piyade Alayı’n desteğindeki Ermeni güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, Karabağ Savaşında Ermeni kuvvetlere komutanlık yapmış bugünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ve Markar Melkonyan’ın aktardığına göre kardeşi Monte Melkonyan, katliamın Ermeni güçler tarafından yapılan bir intikam olayı olduğunu açıklamışlar.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hocalı Katliamını Dağlık Karabağ’ın işgalinden bu yana gerçekleşen en kapsamlı sivil katliamı olarak nitelendirmiştir.
Saldırıda ölenlerin sayısı, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî açıklamasına göre, 106′sı kadın, 83′ü çocuk olmak üzere toplam 613 sakin ve Zaman gazetesi’nin tahminine göre toplam 1.300 kişidir.
Arka Planı
Dağlık Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı kasabası Ermeni güçleri için önemli bir askerî hedef niteliğinde idi. Kasaba Hankendi’le Ağdam’ı bağlayan yolun üzerinde bulunup bölgenin tek havalimanı için üs konumundaydı. Human Rights Watch’ın raporuna göre Hocalı kasabası Hankendi’ni top ateşine tutan Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri tarafından üs olarak kullanıldığı için Ermeni kuvvetler tarafından top ateşine tutulmaktaydı. More >
Kadastro Nedir? Mısır Piramitleri Nasıl İrice Bir Yapıdadır?
5 Mar

Yüzey ve engebeleri inceleme, yükseltileri hesaplama metodu. Dünyâ üzerindeki tabiî ve yapma engebelerin harita ve plânlarda belirtilmesi gâyesiyle bu husus devlet tarafından tesbit edilmiştir. Kadastronun gâyesi sağlam ve açık bir tapu sicili sistemi kurmaktır.
Târihî belgelerden anlaşıldığına göre kadastro ile ilgilenen ve bunu geliştiren eski Mısırlılardır. Mısır piramitlerin iri yapılması, kadastro tekniğinin uygulanması ile mümkün olmuştur. Bunun yanısıra Romalılarda da sınırları ve yeni şehirlerin kurulacağı yerleri belirtmek için veya yolların ve su kemerlerinin yapımında kadastro metodundan istifâde edilmiştir.
Osmanlı Devletinde tapu siciline âit kayıtlara Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında başlanmıştır. Bunlar 2320 cilt olarak Ankara’da “kuyûdât-ı kadîme” denilen eski kayıtlar mahzeninde saklanmaktadır. Tapu ile ilgili kânun hükmünde irâde ve fermanlarla, târifnâme ve tâlimatnâmeler olmuştur. 1858’de Arâzi Kânunu çıkarılmıştır. Buna göre arâzi beşe ayrılmıştır. 1) Mülki arâzi, 2) Askerî arâzi, 3) Vakıf arâzi, 4) Kamu arâzisi, 5) Ölü arâzi.
İlk kadastro çalışmaları Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde başlamıştır ve hâlen kadastroculuk Türkiye’de uygulanmaktadır.
Kadastroculuğun esâsı geometri kânunlarına dayandırılmıştır. Kadastroda, engebe belirleme işlemi basit bir çelik metreyle gerçekleştirilir. Buna “Zincir Eğrisi Kadastroculuğu” adı verilmektedir. “Teodolit Çapraz Kadastroculuğu” diye bilinen kadastroculuk ise uzaklıkların yanı sıra açıların da yeraçı ölçeri ölçümünü gerçekleştirmeye yarar. Yalnızca açıların ölçülmesine dayanan kadastroculuğa da “Teodolit Arakesit Kadastroculuğu” denir.
(*Kaynak: Yeni Rehber Ansiklopedisi 10 – Sf.371)
12Mart İstiklal Marşının Kabulü
1 Mar
İstiklal Marşı’nın Seçilmesi ve Diğer 6 Şiir
23 Nisan 1920 günü Meclis açılmış. İstiklal Harbi başlamış. Ordularımız, Anadolu’yu işgal edenlerle savaşıyor. Yunan ordusu Ankara yakınlarına kadar ilerlemiş. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa.
Meclis bu ortamda, yeni kurulan Türk Devleti için bir İstiklal Marşı hazırlatmak istiyor. 1920 yılı sonlarında bu amaçla bir şiir yarışması açılıyor.
Katılımcılara 6 ay süre veriliyor.
İstiklal Marşı yarışmasına bu süre içerisinde tam 724 şiir gönderiliyor. O zamanki adıyla Maarif Vekaleti, yani Milli Eğitim Bakanlığı, bu şiirleri değerlendirmek için bir komisyon kuruyor.
O dönemin Türkiye’sinde böyle bir yarışma açacaksınız, bunu iletişim olanaklarının neredeyse sıfır olduğu bir ülkede herkese duyuracaksınız ve 724 şiir yarışmaya katılacak, zor iştir.
Bu şiirler tek tek okunuyor, içlerinden 6 şiir elemeyi geçip Meclis Matbaası tarafından bastırılıyor ve milletvekillerine dağıtılıyor.
Ayrıca kazanan şiir için 500 lira ödül var. O zaman için çok büyük bir para.
O sırada Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ankara’da yaşayan ve aynı zamanda milletvekili olan ünlü şairimiz Mehmet Akif (Ersoy)’dan da bir şiir istiyor. Fakat doğrusunu isterseniz, Ersoy’dan niçin şiir istendiğini bilmiyorum.
Elemeyi kazanan şiirler beğenilmemiş miydi, yoksa başka bir nedeni mi vardı?
***
Bunun üzerine Mehmet Akif Bey ‘‘Ben mebusum (milletvekiliyim), müsabakaya katılmam. Ayrıca bir şiir yazıp size veririm’’ diyor.
Evinde yazmaya başlıyor ve ‘‘kahraman ordumuza’’ ithaf ettiği şiiri bitirdiğinde, Maarif Vekaleti’ne teslim ediyor.
Böylece yarışmaya 7. şiir de katılmış oluyor.
Müsabaka sonuçlanıyor. Mehmet Akif Bey’in şiiri Meclis kürsüsünden Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından büyük bir coşkuyla okunuyor.
Büyük tezahürat ve alkışlar arasında ve oybirliği ile İstiklal Marşı olarak kabul ediliyor.
Tarih 12 Mart 1921
İstiklal Marşı şiiri kabul edildikten hemen sonra, kürsüden bir kez daha okunuyor ve bütün milletvekilleri bu kez ayakta dinliyor.
***
Meclis yetkilileri birkaç gün sonra Mehmet Akif Bey’e 500 liralık para ödülünü vermeye geliyorlar. Almayı reddediyor.
‘‘Ben müsabakaya girmedim. Bu para benim hakkım değildir ve bana ait değildir’’ diyor.
Meclis yetkilileri ısrar ediyorlar… ‘‘Bu parayı kasamızda tutamayız. Siz alın, isterseniz bir yere bağışlayın’’ diyorlar.
Mehmet Akif Bey bunun üzerine parayı alıyor ve hastanede yatmakta olan yaralı gazilerimize bağışlıyor.
1
Yıllarca altı cephede ateşle kanlara;
Türk’ün hilâl-ü dinine düşman olanlara;
Ceddin o; Yıldırım gibi saldın zaman zaman
Yüksek başın eğilmedi bir art cihanlara
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab.
Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab
Ey mazi-i havariki bin destan olan;
Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan
Arslan yürekli ordu; demir giy; silah kuşan!
Zira hududu kapladı ateşle kan, duman.
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım – Şitab,
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab!
Arslan mücahid ordusu, ey haris-i salah
Destinde seyf-i hak gibi pek şanlı bir silah
Açtın sema-yi millete pür-nûr bir sabah.
Atî bizim… bizim artık vatan, zafer, felah.
Ey kahramanlar ordusu; ey yıldırım – Şitab.
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab
MEHMET MUHSİN
2
Altı bin yıl efendilik yaptın,
“Kahraman Türk” idi cihanda adın.
Bir ateşten siperdin İslam’a
Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.
Ey büyük ünlü milletim ileri!
Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!
Düşmanın bir cihansa dostun
Hak Hakkın elbette müstakil yaşamak
Atıl, ez, vur, senindir istiklâl
Ebedî parlasın şu al bayrak…
Ey benim şanlı milletim ileri;
Ele çiğnetme koş bu ülkeleri!
M (Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey Yarışmaya “M” rumuzu ile katıldı. Müzakereler esnasında şiirini geri çekti.)
3
Ey Müslüman, ey Türk oğlu
Açıldı istiklâl yolu
Benim bu son günlerimdir,
Diyor bize Anadolu.
Çek sancağı Türk ordusu
Olmaz Türk’ün can korkusu
Esarete dayanır mı
Türk vatanı, Türk namusu?
Bu son savaş bize farzdır,
Fırsatımız gayet azdır,
Muzaffer ol da ey millet
Altın ile tarih yazdır.
Birleşelim özümüzden,
Dönmeyelim sözümüzden,
Hem silelim bu lekeyi,
Tarihdeki yüzümüzden.
İSKENDER HÂKİ
4
Göz yaşına veda et
Ey güzel Anadolu!
Hakkını korur elbet
Türk’ün bükülmez kolu
Cenk ederiz genç, koca
Bugün değil, yarın da
Yadımız ağladıkça
İzmir ezanlarında.
Hak yolunda kan olur,
Dünyalara taşarız;
Ya şerefle vurulur,
Ya efendi yaşarız.
Her gün yeni bir hile
Arkasından satıldık;
Her gün yeni bir dille
Yurdumuzdan atıldık
Yeter, ey Ka’be’mizi
Elimizden alanlar
Alıkoyamaz bizi
Yolumuzdan yalanlar.
Hangi alçak el alır,
El zinciri boynuna?
Kim Yunan’ı bırakır
Türk kızının koynuna?
KEMALEDDIN KAMI
5
Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın
Yurdumuza göz dikenler al kanlara boyansın
Ya ben ya onlar diyen silâhına dayansın
Türk oğludur bu millet
Türk’ündür bu memleket
Türk oğludur bu millet
Türk’ündür bu memleket
Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını
Bağrımızda saklarız vatanın her taşını
Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını
Türk oğludur bu millet
Türk’ündür bu memleket
Türk oğludur bu millet
Türk’ündür bu memleket
Can veririz her zaman hürriyet yoluna
‘Ya gazi, ya şehid’lik ne devlettir kuluna
Ata emanet etmiş namusunu oğluna
Bize Türk oğlu derler
Hep bizimdir bu yerler
A.S.
6
Türk’ün evvelce büyük bir pederi
Çekti sancağı hilâl-i sehari
Kanımızla boyadık bahr ü berri
Böyle aldık bu güzel ülkeleri
İleri, arş ileri, arş ileri
Geri kalsın vatanın kahpeleri
Seni ihya için ey nâmı büyük
Vatanın uğruna öldük öldük
Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük
Siper oldu sana dağlar gibi Türk
Yürü ey milletin efradı yürü
Ak süt emmiş vatan evlâdı yürü
Vatan evlâdını kurban edeli
Milletin hür yaşamaktır emeli
Veremez kimseye bir Çamlıbeli
Bağlanır mı acaba Türk’ün eli
İleri, arş ileri, arş ileri
Çiğnenir çünkü kalan yolda geri.
HÜSEYİN SUAD
iSTiKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!
Mehmet Akif Ersoy
30 Ağustos Zafer Bayramı Günün Anlamı Ve Önemi
29 Ağu
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919′da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920′de TBMM’yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara oluyordu.
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. “Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü”nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu’da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar’a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” emrini verdi.
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal’e “gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı’ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.
1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld”. İstanbul’daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal’in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922′de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos’ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis’te vardı.
Bu savaş, Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık
Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir’e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922′de İzmir’in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline “dur” diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.
Koka Kola’nın Türkiyeye Geliş Öyküsü
11 Ağu
İstihbarat servisinin, CIA’dan para almakla suçlanan eski şefi… Evinde gizlice Coca-Cola istifleyen bir holding patronu…
O patronun, istihbarat şefine kazık attığı söylenen ve sonradan öldürülen kardeşi… Coca-Cola’nın Türkiye’ye giriş yıllarından, hızlı başlayıp tatsız sonuçlanan, ibretlik bir öykü…
image00188.jpg Coca-Cola’nın Türkiye’ye nasıl geldiğini ve gelirken ne büyük bir kavgaya yol açtığını biliyor muydunuz? Kavga iki hafta önce Sabah’ta yayımlanan “Kemal Has babama kazık attı” başlıklı bir haberle açığa çıktı.
Yıllar sonra babasının hakkını savunan kişi, 12 Eylül’ün Dışişleri Bakanı ve Hürriyet gazetesi yazarı İlter Türkmen’di…
Babası ise 1953-57 arasında, o dönemin MİT’i sayılan Milli Asayiş Hizmetleri’ni (MAH) yöneten Behçet Türkmen…
Sabah’ta Ferhat Ünlü’nün “MİT’in Patronları” başlıklı yazı dizisinde bir ayrıntı olarak bahsedilen olay, aslında dünyaca ünlü meşrubatın Türkiye’ye getirilmesi için yaşanan amansız kavgayı ve o kavganın ardındaki çıkar savaşını ele veren bir ipucuydu.
Bugün, Türkmen’in gündeme taşıdığı olayın ayrıntılarına dalıp Coca-Cola savaşının CIA, MİT, istihbarat, kardeş kavgası, hayal kırıklığı, cinayet dolu bu müthiş öyküsünü anlatacağım.
Önce öykünün kahramanlarını tanıyalım.
More >
Kanuni Sultan Süleyman ve Kadı arasında geçen diyalog
6 Tem
Ayasofya tamir edilirken bir ermeni usta, camii tutan kolonlardan bazılarını izinsiz kestirir , bunu öğrenen Kanuni, Ermeni ustayı cezalandırılır. Ermeni şikayetçi olur Kadı, ikisini de huzuruna çağırır. Kanunive usta, kadının karşısında ayakta beklemektedirler. Karar açıklanır: “Kısas!” yani Kanuni’de aynı şekilde cezalandırılacaktır. Ermeni usta, adalete hayret eder ve:
-Madem dininiz bu kadar adil, hem davamdan vazgeçiyorum hem de Müslüman oluyorum
Davadan sonra Kanuni, kadıya:
-Eğer ben padişahım diye benim lehimde bir karar verseydin, seni bu kılıcımla öldürürdüm
Kadı, oturduğu minderin altından bir hançer çıkarır ve :
-Sultanım siz de eğer ‘ben padişahım’ diye kararıma itiraz etseydiniz ben de bu hançeri sizin kalbinize saplardım…
Şeyhzadeler Şehri AMASYA
2 Tem

Ey güzel memleketim AMASYA. . .
Bugün size biraz AMASYA dan bahsetmek istedim. Ben Amasyalıyım.
Ama sorun gidip gezip gördün mü diye evet gittim fakat gezecek kadar hiç vaktim olmadı. Bugün internette gezerken memleketimin fotoğraflarına takıldı gözüm ve biraz tarihiyle ilgili bende bir kaç sey öğrenmeli ve öğrendiklerimi de sizlerle paylaşmam gerektiğini düşündüm.
İki dağ arasındaki bir vadide olan bu küçük ama şirin bir yer varya işte o yer benim memleketim (:
Tarihsel olarak söyle kısa bir bilgi vermek gerekirse;
Yapılan arkeolojik araştırma ve bulgulara göre Amasya’da ilk yerleşme M.Ö. 5500 yıllarında başlayıp Hitit, Frig, Kimmer, İskit, Lidya, Pers, Hellenistik – Pontus, Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz olarak devam etmiştir.
< More >
Tarihte Babalar Günü
18 Haz
Her yıl Haziran ayının üçüncü haftasının Pazar günü kutlanan Babalar Günü için iki ayrı kaynak gösteriliyor. Kimi araştırmacılar tarih belirtmeksizin, Batı Virginia’da yaşayan John Dowdy’nin, annesi öldükten onun yerini alan babası için böyle bir gün kutlanmasını istediğini söylüyor.
Diğer bir kısmı ise, 1910 yılında Washington’daki John Bruce Dodd’un, altıncı çocuğunun doğumu sırasında hayatını kaybeden annesinin ardından hayatını çocuklarına adayan babası William Smart’a özel bir gün armağan etmek amacıyla bu fikri ortaya attığını belirtiyorlar.
İddiaların hangisi doğru bilemiyoruz ama, Babalar Günü’nün ilk kez 19 Haziran 1910′da Washington’ın Spokane kentinde kutlandığı, o tarihten sonra da ABD’nin diğer eyaletlerine yayıldığı kesin bilgiler arasında. Resmi başlangıcı ise 1924 yılında, ABD Başkanı Calvin Coolidge yaptı ve bu girişimi desteklediğini halkına açıkladı. 1966 yılına gelindiğinde, o dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl Haziran ayının üçüncü Pazar gününün Babalar Günü olarak kutlanacağını açıklayan bir bildirge yayınladı.
Katoliklerin Babalar Günü’ne getirdikleri yorum ise bambaşka… Onlar bu kutlamayı dini açıdan ele alıp Peygamberleri Hazreti İsa’nın babası anısına, Mart ayının 19′unu St. Joseph Günü adı altında babalarına armağan ediyorlar. Ülkemizde 80′li yılların sonlarına doğru kabul gören Babalar Günü, bu yıl da Haziran ayının üçüncü Pazar’ına denk gelen günde kutlanacak.
Yakınınızda ya da uzaklarda… Babanıza bugün sesinizi duyurun.

Son Yorumlar